Page 24 - Son Kitap
P. 24
Etrafıma baktım. Yan komşumuz Hasan Amca ile Nermin Teyze’nin oturdukları ev
yerle bir olmuştu. Gözlerime inanamadım. Annem ve babam güvenli bir yere koydular
beni. O gün sanki kıyamet kopmuştu. Siren sesleriyle, insanların sesleri birbirine ka-
rışmıştı. Arama kurtarma ekipleri, köpekler, ellerde yanan fenerler ve başlardaki ışıklar
sanki bir korku filmi gibiydi.
Saatlerce süren çalışmaların ardından Nermin teyze ve Hasan amcayı enkazın altından
çıkardılar. Ama Nermin teyze dayanamamıştı üzerindeki tonlarca ağırlığa. Yaşlı bedeni
yenik düşmüştü. Beni çok severdi. “Şeker kızım” diye seslenirdi hep. Kimseleri yoktu,
çocukları olmamıştı. Onlar da hayvanlarda aramışlardı yalnızlıklarının ilacını.
Aradan bir hafta geçti. Nermin teyzeyi defnetmiştik. Hasan amca da hastaneden taburcu
edilmişti. Babam bize getirdi Hasan amcayı. Annem Hasan amcaya çorba içirip, mut-
fağa gitmişti. Peşinden babam da gitti. Belli ki bir şey konuşacaklardı. Ben Hasan am-
canın yanında kaldım. Bana baktı ve ağladı. “Şeker kızım Nermin teyzen de gitti.
Kaldım tek başına” dedi. “Ağlama ne olur, ben varım. Seni tek bırakmam” dedim. Mut-
fağa doğru gittim. Annem babama, “Çok iyi düşünmüşsün Adem” dedi. Merak ettim,
babam neyi düşünmüştü acaba? “İçeri geç, geliyoruz kızım” dedi babam. İçeri geçtim.
Bir süre sonra annem ve babam geldiler. Onlar daha söze başlamadan Hasan amca ba-
bama: “Adem oğlum, Allah razı olsun. Size yük oluyorum. Artık beni bir huzur evine
yerleştirin.” dedi. Annem ve babam birbirlerine bakakaldılar. Sonra babam girdi söze.
“Hasan amca biliyorsun çok küçük yaşta kaybettim babamı. Annemde ölünce bize yol
gösteren bir büyüğümüz olmadı. Yasemin ve ben eğer istersen bizde kalmanı istiyoruz”
dedi. Hasan amcanın gözyaşları gömleğini ıslatıyordu. “Allah’ım sana şükürler olsun.
Bana canımdan bir evlat vermedin ama bu yaşımdan sonra hem evlat hem de torun
verdin” dedi. Hem Hasan amca hem annemle babam çok mutlu olmuşlardı.
Aradan 5 yıl geçmiş tam birbirimize alışmış, tam bir aile olmuştuk. Hatta bir de küçük
bir kardeşim olmuştu. Adı da Efe’ydi. Ben okula gidiyordum, babam çok yoğun çalı-
şıyordu. Hatta bazı geceler o kadar geç geliyordu ki göremiyordum bile yüzünü. Hasan
amca iyice yaşlanmış, yürümekte bile zorluk çekiyordu. Annem de benle, kardeşimle,
evle ilgilenirken çok yoruluyordu.
Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Seziyordum. Babam eve yüzü asık gelmeye başla-
mıştı. Bir gece annemle konuşuyorlardı. Odalarının kapısı aralıktı. Merakıma yenik
düştüm ve dinledim. Babam anneme, “Çıkış yolumuz kalmadı, satılacak bir şeyimiz
de yok. Bittim ben” dedi. Annem de “Allah büyüktür. Gün doğmadan neler doğar?”
diyerek, babamı teselli ediyordu. Annem, “Acaba Hasan amcayı bir huzur evine…”
derken babam annemin sözünü kesti. “Hayır, Yasemin o bize Allah’ın bir emaneti”
dedi.
İçim içimi yiyordu. Kimseye bir şey demedim. Aradan 6 gün geçti. Sabah uyandığı-

