Page 272 - KÜLTÜR ATÖLYESİ III
P. 272

270










                     DENEME

                                                     Emel İmamoğlu > İKÜ İletişim Sanatları Bölümü Öğrencisi








                                                                           deniz...
                                                             içindeydi
            HEYECAN VE                            Sisler   içindeydi    teknemiz...    Ama  daha  bu  cinayetin  sırları
                                                  Sisler
            GERİLİM YÜKLÜ                         Sultanahmet’in     minareleriydi     çözülmeden  ikinci bir  cinayetin
                                                                                       haberi geliyor. Mekan farklı olsa da
            BİR “İSTANBUL                         görülen,  Ayasofya’nın  kubbesi,     bırakılma şekli aynı olan bir ceset
                                                  Topkapı  Sarayı’nın  kuleleri.  Hiç
            HATIRASI”                             yağmalanmamış,       yıkılmamış,     daha.  Çemberlitaş Meydanı’ndaki
                                                  kirletilmemiş    gibiydi   şehir.    Konstantin  Sütunu’nun  önünde
                                                  Bembeyaz  bir  süsle  örtülmüştü     avuçlarında Konstantin sikkesiyle...
            Ahmet  Ümit’in  romanı  “İstanbul     doğa,   ne    varsa   görüntüyü      Bu  kısımdan  sonra  tarih  daha  da
            Hatırası”,  Byzantion’dan  İstanbul’a   çirkinleştiren.  Güneş doğmadan    çok giriyor romanın içine. Bulunan
            uzanan heyecan yüklü bir serüven...   bir  anlığına  beliren  bir  hayal   her  cesetle  birlikte  farklı  bir
                                                  gibi...  Büyülü  bir  bulut  gibi...   İstanbul dönemi çıkıyor karşımıza.
                                                  Bir  masal  gibi...  Yeni  kurulmuş   Ya  kurbanlar?  Kurbanlar  kim  mi?
            İstanbul  Hatırası,  polisiye  bir    bir kent gibi... Taze bir başlangıç   Birbiriyle bir şekilde ilişkisi olmuş
            roman,    ama     aynı   zamanda      gibi... Genç, umutlu, güzel...       insanlar,  ama  en  önemli  ve  tek
            İstanbul  hakkında  pek  çok  tarihi
            bilgiler  de  var  içinde.  Ee  kitabın   Sarayburnu’nda   bir   cesetin
                                                  bulunmasıyla  başlıyor  serüven.
            türü  polisiye  olunca,  kahramanı    Kolları yukarı uzatılmış, avuç içleri
            da  tabii ki bir  başkomiser.         birbirine  bakacak  şekilde,  elleri
            Başkomiser  Nevzat.  İstanbul’lu      bileklerinden  bağlanmış,  ayakları
            Nevzat...  Balat’ta  oturuyor,  bazı   iki yana açılmış bir ceset. Ve avuç
            zamanlarda onu yarı yolda bırakan     içlerine  bırakılmış bir  Byzantion
            eski model bir  Renault’a  sahip,     sikkesi. Roma döneminde basılan o
            ama  ondan  vazgeçemiyor,  diğer      madeni paralardan...
            vazgeçemedikleri gibi...
                                                  Başkomiser Nevzat ve yardımcıları
            Karısı  Güzide  ve  kızı  Aysun’u  bir   Ali ve Zeynep  ile  derin  bir
            cinayet sonucu kaybetmiş. Aslında     araştırma ve koşuşturmanın içinde
            tek hedef Başkomiser Nevzat’mış. O    buluyorlar  kendilerini.  Cesedin
            katili ya da katilleri hiç bulamamış   avucunda  buldukları  sikkeden
            Nevzat. Belki de biraz da bu yüzden   yola çıkarak Kral Byzas’a, ondan da
            bir yanı hep suskun kalmış, bir yanı   Kral  Byzas’ın  kurduğu  Byzantion
            hep yalnız, hep hüzünlü...            Krallığı’na   ulaşıyorlar.   Bugün
            ‘’Şehre  bakıyorduk  denizden.        kü  Sarayburnu’nun  olduğu  yere
            Sisler    içindeydi    İstanbul...    kurulan krallığa.
   267   268   269   270   271   272   273   274   275   276   277